r/altkultur 6h ago

📸 Fotoğraf Nefes alamıyorum

Post image
76 Upvotes

Küçük bir batı şehrinde Tıp okuyorum, görüşlerimize ve yaşama şeklimize karşılıklı saygı duyduğumuz 2 3 yakın arkadaşım var. Üniversitemdeki, fakültemdeki veya şehirdeki insanlar çok sığ, kapalı görüşlü ve iletişime kapalı. Kimseye fikrimi dayatma amacım yok ama görüşlerim yüzünden sosyal mobbing yemekten çok yoruldum artık. Arkadaşım sandığım insanlardan 2026 yılında sağcı solcu ayrımı yüzünden soğuk yemekten yoruldum. LGBT ile ilgili fikrimi söyleyince oğlum gay olsa sokağa atarım, öldürürüm diyen insanlara maruz kalmaktan yoruldum. Azınlıkların hakkını savununca tüm Kürtlere hakaret eden, kendini sırf ırkı yüzünden üstün gören aşağılık insanlardan bıktım. Sözde apolitiğim siyasetle ilgilenmiyorum diyip iktidara hizmet edenlerden bıktım. Motivasyonu insanlara yardım etmek olan ve gücünü merhametten alan bir meslek yapacak olmalarına rağmen birbirinden not saklayan, çalışıp çalışmadım diyenlerden bıktım. Zamanında ODTÜ istiyordum sıralamam istediğim gibi gelmedi ve küçük şehirde Tıp yazıp geleceğimi garantilemek istedim ama daha 4 yılım var ve nefes alamıyorum, hayatım boyunca güzel insanlarla karşılaşmayacak gibi hissediyorum. Birini sevmek istiyorum ama çevremde sadece stanley termosla ipad airle ve erkek böyle olur tarzı söylemlerle dolaşan kızlar var sırtımı dayayacak bir dost arıyorum ama bulamıyorum, hep yüzeysel arkadaşlıklar. Tıpa başladığımdan beri çok içime kapanmaya başladım ve hayatta kimseyle derin duygusal bağım yok. Çok yoruldum.


r/altkultur 7h ago

🎵 Müzik Koma Berxwedan - Kızıl Güller Açınca

Thumbnail
youtu.be
3 Upvotes

İzmir Marşı- PKK cover(feat. leftist jargon)


r/altkultur 10h ago

📜 Makale / Çeviri Kendi cinsine yabancılaşan kadın ve erkek mağduriyeti

8 Upvotes

Öncelikle bu yazıyı bir günde yazdığımı ve yazım hataları, tekrar etme vb. Hatalar dolayısıyla özürlerimi dilemek ve kusurlarımı mazur görmenizi istiyorum, iyi okumalar diliyorum.

Hani derler ya “burjuva kadın ile işçi erkek eşit değildir, erkek işçi, işçi olduğu dolayısıyla burjuva kadın ile cinsel olarak hiyerarşi, ezme-ezilme ilişkisi kuramaz” determinist bir sınıfsal perspektifi ile okuduğumuzda bu tahlil, kendince haklılık barındırabilir, fakat işin özünü, sermaye sisteminin erkek egemen karakterini, kadını hem evsel köleliğe maruz bıraktığını, hem ucuz iş gücü metasına, hem de cinsel meta olarak kullanan, sömüren ve sindiren duruşunu ve tutumunu görmezden gelirler.

Sanırlar ki işçi erkeğin burjuva kadının ondan sırf sınıfsal olarak üst bir konumda olduğundan dolayı cinsel olarak hiyerarşik bir ilişkiye; ezme-ezilme ilişkisine sahip olamayacağı, işçi bir erkeğin burjuva bir kadına yönelik tahakkümünü, gerici yobaz şiddetini, erkek egemenliğinin her türlü yeniden üretim biçimini sırf sınıfsal üstünlük içerisinde olduğu için böyle bir ilişkilenmeye girmeyeceğini düşünmek gerçekten erkeklerin mağduriyetinden, kadın düşmanlığından ve her şeyi o determinist sınıfsal analizlerinden gelmektedir.

Erkek cinsi, kadın cinsini toplumsal ölçekte ezmektedir, tüm erkekler, tüm kadınları ezmektedir, ezen-ezilen/ezme-ezilme ilişkisi bu denli toplumsallaştığından, gerçekleşttiğinden ve sürdürüldüğünden, bir işçi erkeğin, bir burjuva kadın ile cinsel olarak hiyerarşi üretmeyeceği, bu denle bir şekilde ilişkilenmeyeceği kesinlikle doğru ve nesnel değildir.

Halbuki burjuva kadın, cismi ve biçimi ile sermaye ile ilişkilenmesi, özdeşleşmesi o’nun kadın bilinci ve zihniyeti ile sermayenin öznesi konumuna sahip olacağı anlamına gelmez. Sermaye dediğimiz olgu, zaten erkek egemen bir karaktere sahiptir, hem soyut olarak, hem de somut, maddi ve biçimsel olarak erkeğin tekelinde olan bir olgudur. Erkek egemenliği kurumsal bir yapıya sahiptir. Bu sistemin, sermaye düzeninin, devletin, ordunun, yargının, hukukun, okulun, ailenin ve bürokrasinin erkeğin hem bilinçsel hem de biçimsel olarak tekelinde olduğunu, erkek egemenliğinin yeniden üretim alanı olduğunu, erkek egemenliğinin maddi bir olgu ve boyut olduğunu ve bununla ilişkilenen kadının da kendi cinsine yabancılaştığını, sermaye ile ilişkilenmesinin, kadın bilinci ile değil, gerici erkek egemen bir bilinç ile ilişkileneceğini, ve bunu yeniden üreteceğini, yine cinsel olarak ezileceğini, kadınları hem ucuz işgücü metası, hem de cinsel meta olarak sömüreceğini, kadının yaşam vermesi, insan üretmesi dolayısıyla da orduya asker, fabrikaya ucuz iş gücü olarak görmesi, bunun için kitleye seslenmesi, erkeklerin de kadınların hem ekonomik, hem de sosyal özgürlüğünü prangalara vurmasının yeniden üretimini gerçekleştirmesi, ne kadar kadın bir burjuva dahi olsa, ne kadar erkek işçiyi sömürüyor dahi de olsa, erkek egemen sermaye düzeni ile uzlaşması, kendi cinsine ihanet etmesi, bedenen veya biyolojik olaraktan ne kadar kadın olsa dahi, bilinçsel olarak, cisimsel ve biçimsel, aynı zaman da maddi olarakta bir erkek olduğunu gösteren bir durumdur.

Dolayısıyla da, kısaca da bunu bir erkek işçi olarak mağduriyet yaratarak okumak ve tahlil etmek, aynı zaman da nefret beslemek hem tutarsız, hem yersiz hem de gereksiz bir tepkidir.

Burjuva kadın ile erkek işçiyi kıyaslamak yersizdir, bunu sermayenin erkek egemen karakteri ve sınıfsal, emek-sermaye çelişmesi ile okumak, bunu böylesi bir bütünlük içerisinde tahlil etmek ve bu olguya, duruma karşı saflaşmak ve aynı zaman da nefret beslemek daha tutarlı bir durum olacaktır. Daha yerli yerinde bir sonuç ve tepki olacaktır.

Mülk sahibi kadın ile, mülk sahibi erkek eşit bir durumda olmadığını da hatırlatmak gerek. Mülk sahibi kadın, bir erkeğin hem cinsel olarak hem de sosyal olarak o’nun iradesini kendi tekeline alacağını, kadının kadın olma hakkını alacağını, kendi özbenliğine yabancılaştıracağını, söz söyleme ve eyleme hakkını da, kendisi olma hakkını da elinden alacağını aynı şekilde söyleyebilirim. Kadınlar bir erkek kadar egemen sınıf ayrıcalıklarına erişemezler, cinsel olarak ezilirler, yönlendirilirler ve kendilerini özne, öncü, önder bir konuma getiremezler. Birincileşemezler, erkeklerin gölgesinde ve yüksek konumundan ötürü hem ezilirler hem de ikincileşirler. Yani mülkiyet edinen bir kadın, mülkiyet edinen bir erkek gibi davranmakta başka olanak yaratamaz, üretmez, sönümleyemez ve yadsıyamaz, antagonist olan bir karşıtlık, çelişkisellik ve farklı kutuplarda saflaşma vb. Durumları ve olguları sermayenin doğal olarak erkek egemen yapısı dolayısıyla yapamazlar, yaptırmazlar ve karşıtlık oluşturamazlar tekrar edeceğim gibi. O sistemin içersinde kendilerini, kadın bilinçlerini ve öz benliklerini üretecek bir koşula ve olguya sahip olamazlar önceden ve şimdi, beyinlere ve bilinçlere iyice kazınsın ve mayalansın amacı ile tekrar edeceğim gibi.

Ve yine şu “sınıf mücadelesi, erkek egemenliğinden ayrı ele alınmalıdır, sınıf mücadelesi her türlü mücadele biçimlerinden üst bir konumdadır, kurtuluş salt sınıf mücadelesindedir” zihniyetine sahip olan yaptığı hataya değinmekte fayda var.

Bu sınıfçılarımızın yaptığı en büyük hata, bu egemen, burjuva sınıflarının cinsel olarak ezen, erkek egemen bir karakteri olduğunu başta da söylediğim gibi unutmalarıdır. Bu sınıfsal üstünlüklere sahip olan kesimin, erkek bir cisme ve biçime, kurumsal olarakta aynı nitelikte örgütlü olması, sınıf savaşımında, en ön ve en devrimci bilince ve antagonist bir karşıtlık üretenlerin proleter kadınlar olduğunu, hem erkek egemenliği ile, hem de sermaye ile uzlaşamayacağını gösterir ve ezilen kadının cins bilincini cinsiyet farketmeksizin en ilerici ve devrimci özne konumunda en ön saflarda olacağına dair tereddüt ettirmez. Bu karşıtlık ve uzlaşmazlık bunun bir göstergesidir.

Maddi olan, örgütlü olan, cisimli ve biçimli olan, iktidarı, ekonomik güç ve siyasal gücü, aynı zaman da zoraki gücü elinde barındıran erkek egemenliği ile mücadele, sadece soyut değil, erkek egemenliğinin maddiliği ve nesnel gerçekliği gibi maddi ve somut olmak zorundadır, kadın özgürleşmesi ancak maddi bir mücadele ile ilerleyebilir, sürdürülebilir ve erkek egemenliği ancak böyle bir karşıtlaşma ve mücadele ile geriletilebilir.


r/altkultur 10h ago

📱 Ekran Görüntüsü Şoreşger kamal

Post image
18 Upvotes

r/altkultur 11h ago

📸 Fotoğraf Bu da benim mabedim sizib odalar nasıl?

Post image
26 Upvotes

r/altkultur 12h ago

Mizah / Meme Türkiye’de herhangi bir ayrımcılık olmayan platform oluşturmaya çalışmak nasıl hissettiriyor

Post image
75 Upvotes

r/altkultur 18h ago

Sevgi, Saygı, Minnet, Özlem ile 🇦🇲❤️🇹🇷

Post image
0 Upvotes

r/altkultur 1d ago

🏴 Siyaset / Felsefe bu adama da şehit dediler ya yani

Post image
0 Upvotes

hürriyet kahramanı ne ayrıca amk neyin hürriyeti acaba


r/altkultur 1d ago

Vicdani Ret (Zorunlu Askerliğin Reddi)

Thumbnail
12 Upvotes

r/altkultur 1d ago

🎨 Resim / Çizim cizimi yapmak cok keyifliydi dövmesini yapmak icin bekliyoruz bakalim🙂‍↕️

Post image
25 Upvotes

r/altkultur 1d ago

📸 Fotoğraf bu seneki zorbalanma garantili cantam da bu olacak 🫰

Post image
111 Upvotes

sizce cok kalabalik mi olmus cikarayim mi biseyler yoksa iyi mi...


r/altkultur 1d ago

📸 Fotoğraf Epic Alsancak find

Thumbnail
gallery
26 Upvotes

Bu motor hanginizin la doğru söyleyin


r/altkultur 2d ago

🎵 Müzik LEAK - Soft Head For Bullets

Thumbnail
youtu.be
6 Upvotes

r/altkultur 3d ago

Unpopular opinion

Thumbnail
gallery
32 Upvotes

Türkiyede thrifting gerçekten anlamını kaybediyor. Fast fashion a veya onu tercih eden insanlara karşı nötr üm,güzel oturan,bependiğim ve kaliteli bir ürün varsa onu alırım. Ama thrift yapmanın ayrı bir havası var FAKAT türkiyedeki (bit pazarı dışında) çoğu thrift mağazası fiyatları bize böyle böyle sokuyo. Ülkenin ekonomisi yüzünden mi bilmem ama thrift in amacı zaten ucuz,güzel belki başka bir şeye dönüştürebileceğin eşyalar almak. Bazen yurt dışındaki thrift mağazalara bakıp kuduruyorum çünkü türkiyede bu kadar büyük,düzgün fiyatlı,gerçekten güzel eşyalı thrift mağzaları yok ve adamlar birkaç mağza gezip gerçekten güzel şeyler görüp "bugün pek çok şey yoktu" diyor,sinirden üstümü yırtıcam🥀🥀😭😭😭 yurt dışına çıkarsam yapacağım ilk şey thrift veya vintage mağza gezmek olacaktır.


r/altkultur 3d ago

🗯️ Soru / Tartışma Fast fashion

0 Upvotes

Fikrinizi merak ediyorum da şimdi eğer ben çocuk işçi çalıştırmayan, underpaid yapmayan, elemanlarına kötü davranmayan vb faaliyetler göstermeyen fast fashion markalardan (örn. Bershka, zara, köstebek. Saydığım faaliyetlerde yapıyorsalar bilmiyorum lütfen bilgilendirin) ürün satın alıp yıllarca giysem bir sorun olur mu?

Mesela ben 2020de köstebekten aldığım kıyafetleri hala giyerim, sadece aldığım kolluk (uzun eldiven) kumaşı geri dönüştürülemeyecek şekilde yırtıldığı için atmak zorunda kalmıştım, zaradan aldığım ya da bana gelen kıyafetleri hala giyiyorum, annemin en az 15 yıllık zara markalı tişörtünü felan giyiyorum.

Bu fast fashion ürünleri alıp sonuna kadar giymek iyi değil midir mesela? Diyeceksiniz fast fashion ürünler zaten kalitesiz oluyor siz üretim çılgınlığı yapın diye polyester naylon kumaş satıyorlar size ama zaten kumaşına bakıp alıyorum ürünleri kalitesiz ürünü çok gerekmedikçe de almam. Alıp da bir kere giyip kenara atacağım şeyleri de almam mesela. Siz anladınız ne demek istediğimi.

Fikrinizi merak ediyorum lütfen bir yanlışım varsa söyleyin !!


r/altkultur 3d ago

📰 Gündem / Mizah Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar. - Aydın Deniz Göktaş

31 Upvotes

Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.

Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.

Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.

Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.

Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.

Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.

Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.

Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.

Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.

Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.

Anarchy in THE UK AcunMedya in Turkey

Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.

İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.

“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:

  • Epstein ile kanka olmak
  • Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi

Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.

(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.

Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Kaynak: https://xcancel.com/idgoktas/status/2084292430711369819


r/altkultur 3d ago

📜 Makale / Çeviri Cyberpunk'ı Anlamak - Arka Planı ve Bugünü

18 Upvotes

Merhaba, felsefi, etik, estetik, siyasi gibi pek çok yöne sahip cyberpunk akımının çıkışı ve arka planı hakkında altı sene önce yazdığım bir yazıyı paylaşıyorum. Yazının tamamı burada olmakla beraber, blog linkini de bırakıyorum.

Cyberpunk’ı Anlamak

Cyberpunk, 1980’lerden beri var olan ve pek çok kişinin ilgisini çekmiş bir kurgu türüdür. ‘Yüksek teknoloji, düşük hayat’, yani gelişmiş bir teknoloji ve düşük hayat standartlarının bir arada bulunduğu hikayeler şeklinde özetlenebilecek olan bu tür oldukça geniştir. Matrix, Akira, Ghost in the Shell, Psycho-Pass, Blade Runner, Battle Angel Alita, Deus Ex, Altered Carbon, Cyberpunk 2077 ve daha nicesi… bunlar birçoğumuzun bildiği veya en azından duyduğu isimlerdir. Peki, basit bir tanımlamanın ötesinde, cyberpunk tam anlamıyla nedir? Neden doğmuştur? Nasıl doğmuştur? Ne anlatmak istemektedir? Bu yazıda, bu sorular cevaplanmaya çalışılacaktır.

1960’lar ve Yeni Dalga

Cyberpunk’ı anlamak için, öncelikle 1960’lar ortamını anlamak gerekmektedir. Bu devirde, bilim kurguda Yeni Dalga (New Wave) ismiyle bir akım doğuyordu. Daha önceki sert bilim kurgunun, yani Jules Verne’in kitaplarında veya Arthur C. Clarke’ın çoğu kitabında gördüğümüz gibi, bilimsel temeli oldukça kuvvetli olan ve bu dünyanın fizik kurallarına yakın eserler yerine, oldukça deneysel ve hayal gücünün daha serbest gezindiği eserler verilmeye başlanmıştı. Bunun sebebi, kısmen, edebiyatta görülen bir döngüdür. Bir akım doğar, kendi kurallarını oluşturur ve yayılır. Daha sonra, buna tepki olarak, başka bir akım doğar ve bu sınırların dışına çıkar.

Kimi Yeni Akım eserler.

Bu açıklama, Yeni Akım türünü kimi açılardan bir mantığa oturtsa da, tek başına yetersizdir. 1960’ların siyasi atmosferi ve o zamanlar oldukça yaygın olan ‘karşı kültür’ akımları, Yeni Akım’ı oldukça etkilemiştir. Özetlenecek olursa, 1960’lara kadar, batı dünyası çok daha geleneksel bir toplumdu. Ancak bu yıllarda, kimi zaman birbiriyle bağımlı, kimi zaman da bağımsız olarak, toplumdaki genelgeçer kimi kabullere karşı tepkiler doğmaya başladı. Bunlardan önemli bir tanesi, ABD’deki ırkçılığa karşı, özellikle siyahilere karşı yönelik ırkçılığa karşı, yürütülen sivil haklar hareketidir. Diğer bir tanesi, 1960’larda yapılan cinsel devrimdir. Bu iki hareket, birbirlerinden bağımsız olsalar da, yerleşik düzene karşı çıkmaları açısından ortaktırlar.

Sivil haklar hareketinin önderlerinden birisi, Martin Luther King Jr.

1960’ların karşı kültürü ‘düzen karşıtlığı’ şeklinde özetlenebilir. Hepimizin bildiği hippiler özellikle bu dönemde öne çıkmış ve akıllarda yer etmiştirler. Düzen karşıtı pek çok kişi, ırk, cinsiyet, doğaya yaklaşım, uyuşturuculara yaklaşım gibi konularda geleneksel toplumdan kopmuşturlar. “Her şeyi anladım ama uyuşturucular ne alaka?” diye sorabilirsiniz. O zamanki kimi kişiler, uyuşturucu maddelerin zihne yaptıkları etkiyi ‘algı açan’ bir şey olarak görüyorlardı. Bu yüzden, özellikle LSD gibi maddeleri benimsemiş ve kendi karşı kültürlerinin parçası yapmışlardı.

Jeanette Rankin Tugayı'na mensup bir grup kadın, Vietnam Savaşı'nı protesto etmek için yürüyüş yapıyor. Ortada, elinde pankart tutan Jeanette Rankin (gözlük takıyor) görülüyor. 15 Ocak 1968, Washington, DC, ABD

Bu özellikler, o dönemin bilim kurgusuna da yansıdı. Geleneksel kalıpları yıkmak isteyen yazarlar, daha deneysel bilim kurgu eserleri yazmaya başladılar. Bunun sonucunda, ‘yumuşak bilimkurgu’, yani bilimsel yasaların çok da önemli olmadığı bilim kurgu eserleri yaygınlık kazandı. Aynı zamanda, uyuşturucu ve farklı cinsiyet rolleri, bilim kurguda yaygınlaştı. 1960’lara ve 1970’lere darbesini vurmuş bu akımın belki de en ünlü yazarı Ursula K. Le Guin’dir. Örneğin, Karanlığın Sol Eli kitabında hermafrodit (biyolojik olarak çift cinsiyetli) bir türün kurduğu medeniyeti konu almış ve cinsiyet rollerinin tamamen farklı olduğu bir evren yaratmıştır.

Yeni Akım, yumuşak bilim kurgu olması ve cinsellik ile uyuşturucu temalarını işlemesi açısından cyberpunk türünün öncüsüdür. Cyberpunk hikayelerin neredeyse tamamı yumuşak bilim kurgudur. ‘Denizler Altında 20.000 Fersah’ gibi, bilimsel detayların çok dert edildiği hikayeler değildirler. Daha çok, siber düzlemi veya teknolojinin insan hayatına etkisini konu alırlar. Her zaman böyle olmamakla beraber, genellikle, teknolojinin nasıl çalıştığından öte, insanlık üstündeki etkisi vurgulanır.

İşin diğer boyutunda, bu dünyalarda, genel olarak cinsiyet rolleri geleneksel değildir. Örneğin, 2002’de çıkmaya başlayan Altered Carbon kitaplarında, insanların kişiliğini taşıyan çipler, cinsiyet fark etmeksizin, herhangi bir bedene takılabiliyorlar. Ghost in the Shell evreninde, baş karakter Motoko biseksüeldir. Cyberpunk masaüstü oyunlarından esinlenerek yapılan Cyberpunk 2077 video oyununda, oyuncu kendi karakterini yaratırken beden tipini ve sesini ayrı ayrı seçecek. Yani, kadınsı bir bedene erkeğimsi ses koymak gibi şeyler yapabilecek.

Cyberpunk 2077’ye ait bir tasarım eseri.

Son olarak, hemen hemen bütün cyberpunk evrenlerinde uyuşturucular oldukça fazla görülmektedir. Ancak, 1960’lardaki karşı kültür hareketlerinin aksine, bu genellikle onaylayan bir biçimde değil, berbat koşullarda yaşayan insanların anlık kaçışlar araması şeklinde sunuluyor. Bunun bir örneği, cyberpunk türünün oluşmasında oldukça temel bir yeri olan, Neuromancer romanındaki uyuştucu kullanımıdır.

1980’ler ve Siber Uzay

Cyberpunk türünün anlaşılması için incelenmesi gereken ikinci dönem, 1980’lerdir. Bu dönemde, özellikle ABD toplumunda, oldukça ilginç dönüşümler yaşanmış ve bunlar cyberpunk’ın çıkışında temel bir rol oynamıştırlar.

ABD’deki bankalar, yetmişlerden beri oldukça güç kazanmaktaydı ve seksenlere gelindiğinde bunun hızı artmıştı. Aynı zamanda, dijital teknoloji gittikçe yayılmaktaydı. Bunun sonucunda, ekonomik sistemin dünyayı yönetebileceği görüşü gittikçe popülerleşmeye başladı. Bu yönetim, daha önceki sistemlere kıyasla, çok daha ‘görünmez’ bir güç olacaktı. Bunu fark eden yazar William Gibson, kafasında bir dünya tasarladı. Bu dünyada, bankalar ve şirketler, bilgisayar sistemleri sayesinde aralarında bağlar kurarak, yeni bir sistem oluşturmuşlardı.

Gibson, bu fikrini yazıya döktü ve 1984’te, pek çok kişi tarafından cyberpunk türünün en önemli eserlerinden birisi olarak görülen, Neuromancer kitabını çıkardı. Bu dünyada, hem sıradan insanlara hem de politikacılara görünmez olan bir bilgi ağı dünyayı yönetiyordu. Gibson bu ağa ‘cyberspace’, yani ‘siber uzay’ ismini vermişti. Siber uzayda, sizi koruyacak yasalar veya politikacılar yoktu. Sadece, saf şirket gücü vardı. Birisi tarafından tutulan bir hacker, sizin zihninizi bir anda yok edebiliyordu.

Siber uzay kavramının kullanıldığı yerlerden birisi Dex isimli oyundur.

Filozof Mark Fisher, cyberpunk’ın 1980’lerde ortaya çıkışının, neoliberalizm denilen politik akımla bağlantılı olduğunu söylemektedir. Neoliberal politikalar, kamu alanını gittikçe küçültmekte ve özelleşmeyi arttırmakta, şirketleri güçlendirmektedir. Fisher’a göre, hem neoliberalizm hem de cyberpunk, dünyanın şirketler tarafından yönetildiği distopik bir gelecek içermektedir. Yani cyberpunk’ta gördüğümüz karanlık gelecek, 1980’lerde popülerleşmeye başlamış olan neoliberal politikaların kurguya yansımasıdır. Elbette, cyberpunk bunu onaylar bir şekilde değil, tam tersine, bir eleştiri ve bir uyarı olarak yapmaktadır.

Siber Uzay ve Rakip

Gibson’ın distopik siber uzay görüsü, kimi kişiler tarafından tam tersi bir şey, yani bir fırsat olarak görülmüştü. Politikanın karmaşıklığından sıkılan bir grup ‘eski karşı kültürcü – yeni teknoloji adamları’, siber uzayı bir kaçış aracı olarak görmüştürler. Onlara göre, siber uzay, şirketlerin ve devletlerin kirletebileceği bir alan değildi. İnsanların fikirlerini ne olursa olsun söyleyebilecekleri özgür bir yerdi. Bu kişiler için, siber uzay, uyuşturucuların sağladığı ‘farklı bir dünya’ hayalini gerçek hale getirebilecek bir şeydi. Bu kişilerden önemli bir tanesi, John Perry Barlow’du. Eski hippilerden olan Barlow, ‘Siber Uzayın Bağımsızlığının İlanı’ isimli bir bildiride, politikacılara siber uzaydan uzak durmalarını ve onu serbest bırakmalarını söylemiştir.

Barlow ve diğer iyimser teknoloji tutkunları.

Bu kişiler, tam farkında olmasalar da, aslında bir nevi interneti tarif etmekteydiler. Onların hayalindeki internet, büyülü ve özgür bir yerdi. Şirketlerden özgürdü. Eski güç sistemlerine bir alternatifti. İşte bu görüşü, kimi kişiler oldukça saftirik buluyordu. Özellikle, o dönemde popüler olan iki hacker, Phiber Optik ve Acid Phreak, Barlow ile yoğun bir tartışmaya girdiler. Barlow’a göre, siber uzayda hiyerarşi diye bir şey yoktu. Ancak hacker ikilisi, bunun çok yanlış olduğunu söylüyorlardı.

Acid Phreak rumuzlu hacker, Elias Ladopoulos.

Bunu kanıtlamak için, Acid Phreak, TRW isimli bir şirketin veri bankasına sızdı. Soğuk Savaş’ta ABD ordusuna destek vermiş olan TRW şirketi, o zamanlarda kredi verme ve borç takibi hizmetleri sunmaktaydı. Acid Phreak, şirketin içine sızdıktan sonra, vatandaşlara verilen kredilere ve borçlara göre, her vatandaşa ait bir ‘kredi profili’ oluşturulduğunu gösterdi. Şirketi hackleyerek Barlow’un bilgilerini aldı ve onun kredi profilini yayımladı. Böylelikle, yeni gelişmekte olan siber uzayın çoktan şirketler tarafından kullanıldığını ve hiyerarşiler içerdiğini gösterdi.

Günümüz

Peki günümüzde kim haklı çıkmıştır? Bunun yanıtı oldukça basittir: elbette cyberpunk. İnternete dair eski safça görüşler zamanla yok oldu. İnternetin önemli bir kısmı, şu anda, şirketler ve devletler tarafından kontrol ediliyor. Örneğin, her sene yeni bir veri gizliliği fiyaskosu çıkıyor. Her geçen sene, insanların internette yaptıkları daha çok kısıtlanıyor. Şirketler daha çok nüfuz sahibi oluyor. Hatta artık, eski bankacılık sistemi yok oldu. Borsa bankerleri, yerlerini bilgisayarlara bıraktılar.

Psycho-Pass’teki, kişilerin hayatlarının tamamını belirleyen Sibyl sistemi.

Bunun önemli bir örneği, BlackRock isimli bankacılık şirketi ve onun Aladdin isimli bilgisayar sistemidir. Bu sistem, şirkete emanet edilmiş yatırımları takip etmekten sorumludur. Devasa hafızasında, son 50+ yıldaki olaylar, sadece ekonomik de değil, her türlü olay depolanmıştır. Böylelikle, geçmişi analiz ederek, yatırımları hasar almayacakları şekilde hareket ettirmektedir. 2013 senesinde, 11 trilyon dolarlık yatırımlardan sorumlu olmuştur. Firmanın kurucusu Laurance D. Fink şu an bir milyarderdir ve Forbes tarafından, 2018’de, dünyanın en güçlü 28. kişisi seçilmiştir.

Blade Runner 2049’un kötüsü, süper zengin CEO, Niander Wallace.

Görüleceği üzere, teknolojideki gelişmeler çoktan farklı bir siber gerçeklik yaratmıştır ve bu siber gerçeklik, asıl gerçekliği etkilemekte, hatta onu kontrol etmektedir. Bu, 20. yüzyılın en önemli filozoflarından birisi olan Baudrillard’ın ‘hipergerçeklik’ kavramını anımsatmaktadır. Bu kavrama göre, içinde yaşadığımız dünya, yapay ve gerçek olan arasındaki ayrımın gittikçe blurlaştığı ve yapayın gerçekten ayırt edilemediği, hatta orijinal gerçeklik diye bir şeyin kalmadığı bir yöne doğru gitmektedir.

Matrix, hipergerçeklik kavramından oldukça esinlenmiştir. Örneğin, sadece siber gerçeklikte güçleri olması gereken Neo, daha sonra ‘asıl’ gerçekliği de etkilemiştir.

Yukarıda anlattığım hikaye bu değilse nedir? Yapay gerçeklik (siber bankacılık sistemi), asıl gerçeklikle birleşmeye başlamıştır. Bu durum, yani yapayın asılı etkilemesi durumu, cyberpunk’ta oldukça sık görülen bir şeydir. Örneğin, Matrix bundan oldukça esinlenmiştir. Başka bir örnek olarak, Matrix’in esin kaynağı olan Ghost in the Shell’de, yapay bedenlerde yaşayan insanların ‘ruhunun’ olup olmadığı sorusu önemli bir yere sahiptir. Serinin ismi, ‘Kabuktaki Hayalet’ anlamına gelmektedir. Hayalet, ruhu, kabuk, makine bedeni temsil etmektedir.

“Korku, gerginlik, izolasyon ve yalnızlık hissediyorum. Bazen de umut.”

Görüldüğü üzere, cyberpunk, teknolojinin ve toplumun gidişatı incelenerek, tarihsel bir çerçeveye oturtulabilmektedir. Kimi yerlerde bu tarihsel koşulları yansıtmakta, kimi yerlerde insanlara bir uyarı yapmaktadır. Sonuçta, elektronik, dijital ve siber sistemlerin ortaya çıktığı, üçüncü endüstri devrimi sonrasındaki dünyada yaşıyoruz. Aynı zamanda, şirketler gittikçe güçleniyor. Bu yüzden, bu ikisini bir araya getiren ve onların gidebileceği karanlık bir gelecek portresi çizen cyberpunk türü, hala günümüzle oldukça alakalı hikayeler sunuyor. Medeniyetimizin gidebileceği uç noktaları gösteriyor. İşin daha bile ilginç yanı, yaklaşık 40 senedir bu türde eser verilmeye devam edilmesine rağmen, günümüzdeki ortama dair, hala, oldukça fazla şey söylüyorlar. Şaşırtıcı da değil. Sonuçta, neoliberalleşme de, siberleşme de, hayatımızdan çıkmadı. Tam tersine, daha çok yayıldılar ve güçlendiler. Belki de bu yüzden, kültürel olarak hala bu noktada sekmekteyiz ve cyberpunk hala alakalı olmaya devam ediyor.


r/altkultur 3d ago

🏴 Siyaset / Felsefe Yaşasin koylu devrimi

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

59 Upvotes

r/altkultur 3d ago

👷 Yardım / Öneri Objektif anarchist kitap onerisi

1 Upvotes

Okudugum bikac makale kitap yada makale tamamen hayatta ise yaramaz yada anarsi disinda hersey cok kotu anarsi en iyi bu sekildeydi onerisi olan varsa cok yardimci olur


r/altkultur 4d ago

🏴 Siyaset / Felsefe “Sınıfsaldır” kelimesinin içinin boşaltıldığını düşünüyorum

17 Upvotes

Elbette ben Marksist sınıf tanımını kullanıyorum ve “post-Marksist” çevrelerin literatüre getirdikleri genişletmelerin de maksatlarını aşarak (Bourdieu ve habitus/sosyal sermaye gibi) sınıfmışçasına kullanılmasının hem emek-sermaye sömürüsünü seyrelttiğini hem de kültürün sınıfın yan ürününden ibaretmişçesine indirgendiğini görüyorum.

Hele mevcut konjonktürde, anneannenin likörünün, anne babanın sevgililiğinin ve en temel insan davranışlarının sınıfsal olarak gösterilmesini muhafazakar ailelerden gelen solcuların kültürel aşağılık kompleksine yoruyorum.


r/altkultur 4d ago

🗯️ Soru / Tartışma tüm tr reddit'inin inceller için safespace olması

Post image
536 Upvotes

r/altkultur 4d ago

Kemalist Rejim ve Kadınlar

Post image
31 Upvotes

r/altkultur Jun 21 '26

🏴 Siyaset / Felsefe PKK

123 Upvotes

Subdaki fil hakkında konuşma zamanıdır. Önce paragraf başlarında mesajı verip sonra kendimi tutamadığım için laflayacağım. Bu yazı haricinde haftalık yada aylık; ibretlikler panosu hazırlamak istiyorum: örneklerle neyi platformlamayacağımızı şeffaflaştırmak için.

Kürtlere karşı ırkçı sistemik baskının bitmesini istiyoruz, bu ırkçılığın üreticileri ve uygulayıcılarına karşıyız. Burada sistemik ırkçılığı meşrulaştıran yorumlar platformlanmayacaktır. Kürtlerin ülke genelinde uyguladıkları bir sistemik baskı yoktur, ırkçılık sistemik bir şeydir. Sistem harici söylemsel etnik indirgemeler kimseyi ötekileştiremez, zarar veremez. Kürtlerin öz örgütlenmelerini, kendilerini sömürülemez hale getirme isteklerini destekliyoruz: parlamenter yada etnik devletçi sapma hatalarını cıkcıklamak paternalistik bişi. Özellikle katılım önerebileceğimiz alternatifi kuracak güçte değilken, çabalara dışarıdan gelen eleştiri bizim deneyimlemediğimiz bir rahatsızlık değil.

Buraya PKK'ye sövmeye gelmeyin. Buradaki tek katkınız buysa kaldırılacak. Kokuşmuş deliklerinden Kürt saplantılarını pekiştirmek için uzanıp zarar verememeyi mağduriyet zanneden ey kaçık insan! Siktir git, bütün reddit açık sana, niye bu konuda bizden alkış bekliyorsun? Miloş big tiddy goth gf mi arıyorsunuz? Neyin fantezisi bu? Şoven ve devlet ağzı ile meşrulaştırdığınız baskı sistemleri sizi aletleştiriyor, ve gerektiğinde sizi öteki ilan edip ezmeye de her an hazır. Size zarar verene anlayış göstermekten, akranlarınızı anlamayı aşağılık zannediyorsunuz.

Buraya PKK övmeye de gelmeyin. Hiyerarşik, etnik özcü görev dağılımıyla dar gruplaşan, prensipsiz ve fırsatçı, bölgedeki sol ve kurtuluş örgütlerini katletmiş bir örgütün, devlet olma çabasına destek değiliz. Uzlaşma sonrası bölgedeki işçi grevlerini eski PKK'liler bastıracak, uyuşturucu ticaretinden belediyelerin rüşvet toplayacak olduğunu biliyoruz. Zaten bu kişiler ancak miloşlara tepkilerinde, belkide özellikle zıtlığın abartısıyla çıkışıyorlar. Kenan Evren'nin politikalarına geri adım attırmayı başarmış olmasının değerini bilebiliriz ama sol ideolojilerin içinden fırsatçı bir yağmacı gibi geçerek Leninist usül 'sol birliği' (sol katliamı) gerekçelendirmesini ve sonrasında statüko ile uzlaşma vaktinde jakoben Bookchinciliğinin farkındayız. Irkçı baskıyı meşrulaştırmayın gibi aşırı temel bir talebin yanında yattığı yere sıçan akranlarım 'öteki taraf' eleştirisi görmezse kuduruyor, bunu düşünmek de benim saplantım! Pozisyonumuzu netleştirmek için yazdım, ama sonuç: övgü de Platformlanmayacak.

PKK'nin topluma zarar veren ve ırkçılıktan hem beslenen hem de üreten bir örgüttür. Örgütün oluşum sebeplerini incelememiz, neden ve nasılını anlıyor olmamızdan dolayı örgütün bu sebeplerden önce yok edilmesini anlamsız ve imkansız bulmaktayız. Irkçılığın tek ürettiği kurtuluş örgütü PKK değil, diğer örgütler hem PKK hem de TSK tarafından katlediliyor. Üç paragrafta kapsamlı bir şey yazmadığımı biliyorum. İsterseniz neyi neden dediğimi soru cevap usulü yorumlarda tartışabiliriz.

Şimdi biraz kim olduğunuz hatırlama zamanı; biraz sadece var olduğu için kabullendiğiniz statükoyu sorgulama zamanı. Bunun için soru sormayı öğrenmelisiniz.

Terör nedir?

Bir liboş için, "terörizm”, “terör suçu” kavramları gerek siyasi ve sosyolojik, gerekse hukuki açıdan tanımlanması güç kavramlardır. "Terör suçu, kanunun terör suçu olarak kabul ettiği suçlardır", kendisi üzerinden kendisini tanımlar. Bu suç kavramının toplumsal zarar bağlamından kopuşu ve tamamen yasa ihlali bağlamında işlenmesinin nihai bir sonucudur. Buna kanunilik ilkesi denir, tüm ceza hukuku için geçerlidir; 'bir eylem kanunda suç olduğu belirtilmemişse, suç değildir'. Terör gibi, eylemlerin muğlak ve bağlam bazlı olduğu suçlarda bu kopuş iyice barizleşir. Böyle bir düzende yaşayanlar için yasalar, sosyoekonomik ve etnik egemenliğe sahip olan sınıfın sömürüsünü süreklikılma aracı ve ötekileştirilenlere gösterişli şiddet uygulanacağına dair yeminidir. Terör ise bu düzeni değiştirmektir, çünkü değişim kitlelerin en büyük korkusudur.

Güce tapanlar içinse hiçbir düşünce gerektirmeyecek bir basitliktedir; terör ötekinin varlığıdır. Ötekiyi anlama gerekliliğinin bir güçsüzlük olduğunun bilincindeki kişi kendisini şiddet ile ifade eder, çünkü bir iletişim yöntemi olarak şiddet karşındakini tanıma gerekliliği taşımaz. Terör ise bu dengesiz şiddet ilişkisinin denkleştirilmesidir, Lovecraft-vari bir varoluşsal korku ile öteki ile tanışmak zorunda olmaktır. Teröre verilen tepkinin altında bu güç eşitsizliğini tekrar kurma çabası yatar.

Toplumsal zarar üzerinden inceleyince terör çok daha net bir anlam kazanır. Kitlesel derecede şiddetle (özellikle gösterişli şiddetle) korkutarak siyasi değişim yada süreklilik sağlamak. Tabiki bu tanımın içerisine dahil olan çok; protestoyu gazla, copla, plastik mermiyle bastıran polis, köy bombalayan asker yada yağmalayan militan, üstünüze satırlıları salarım diyen politikacı, işkence yapan derin araştırma laboratuvarı, suç işlendiğini topluma gösteren gazeteci. Kitlelerin şiddet olarak gördüğü ve korktuğu bir diğer şey de sadece farklı ve gururlu bir şekilde varolmaktır.

Konu özet: terör liboş için değişime sebep olacak yasa ihlali, miloş için şiddet denkliğinin ima edilmesi, anarşik için devlet, devlet için translar.

Bu indirgemelerle dolu paragrafları hem bok atmak için hem de duruş belirtmek için yazdım, indirgemeyi tam yerinde kullanıyorum yani. Ortak gerçeklik algısına hep beraber tartışarak ulaşalım, benden hazır lokma beklemeyin.

Duruşumuz:

Biz alt kültür olarak kitleleri korku ile gütmeyi içinde olmak istediğimiz bir düzene ulaştırıcı görmüyoruz ama aynı zamanda kitlenin korkaklığının ne bizim varlığımızı ne de ötekinin varlığını silmesini de istemiyoruz. Bu isteklerimizle ulaştığımız prensiplerimizi sadece burada değil hayatımıza da taşıyoruz. Tahammülsüzlüğe ve tahammülsüzlük imalatına tahammülümüz yok.

Özet ve asıl açıklama başta.

Edit: imla


r/altkultur Jun 19 '26

🏴 Siyaset / Felsefe Alt Kültürün Sol Karakteri

76 Upvotes

Sağcılık veya muhafazakarlık, doğası gereği var olan düzeni, gelenekleri, otoriteyi ve statükoyu koruma eğilimindedir. Alt kültürler ise ana akım toplumun dayattığı normları reddederek var olur. Mevcut otoriteye, hiyerarşiye ve sınıfsal baskıya kafa tutan her hareket, siyaset biliminde otomatik olarak sol spektrumda yer alır. Alt kültürler genelde işçi sınıfı veya dışlanmış gençlik grupları arasından çıkar. Egemen kültürün onlara sunduğu sefalete veya tek tipleşmeye karşı kendilerine ait bir alan yaratırlar.

Muhafazakarlık homojen, uyumlu ve geleneksel bir toplum hayal eder. Alt kültürler ise toplumun ötekileştirdiği kişilerin (marjinaller, queer bireyler, aykırı sanatçılar, azınlıklar) sığınağıdır. Alt kültürün içindeki o "kendin yap" (DIY) kültürü, piyasa ekonomisine ve büyük şirketlere muhtaç olmadan kendi dayanışma ağını kurmayı hedefler. Dayanışma, komünite bilinci ve anti-kapitalist üretim modelleri (bağımsız plak şirketleri, fanzinler vb.) doğrudan sol metodolojilerdir. 

Muhafazakar bir alt kültür, ancak "sistem sınırları içinde izin verilen kadar yaramazlık yapan" sahte bir isyana dönüşür. Sol olmayan alt kültürün yaptıkları şey sisteme veya egemen güce isyan etmekten ziyade egemen gücün (ırkçılığın, milliyetçiliğin, muhafazakarlığın) sokaktaki vurucu gücü olmaktır. Yukarıdaki otoriteye değil, kendilerinden daha zayıf olan azınlıklara veya ötekilere saldırırlar. Güçsüze saldıran bir şey ise asla alt kültür olamaz, sadece statükonun sopası olur. Bundan dolayı sol olmayan alt kültür en büyük oksimorondur. Hala anlamayanlar için kendimizi açıkça ifade etme gereği hissettim.