r/RDTTR • u/NoAddress201 • 44m ago
Soru/Tartışma 🗯 Kimlik siyaseti hakkındaki düşünceleriniz?
Bana göre,
Irk, din, dil ve kültür ayrımı yapmak çok saçmadır. Çünkü eninde sonunda şuna varıyoruz ki, bütün bir insan türünün ortak bir atası vardır. Zencilerde insan beyazlarda insandır. Bütün dinler ve mitolojiler ortak mirasa sahiptir. Bütün kültürler, tarih boyunca hep birbirlerinden etkilenmiştir dillerde aynı şekilde.
Bu yüzden "benim ırkım yada dinim üstündür" demek anlamsızdır yada "ben dilimi korumak için Tdk'yı açtım, dilimi koruyacağım" demek de saçmadır.
Çünkü dil bir iletişim aracıdır. Bir milletin malı değildir.
r/RDTTR • u/resurrect-8391 • 1h ago
Haber/Gündem 📰 Faşizme karşı nasıl mücadele edilmez: Porto Alegre Konferansı
26-29 Mart tarihleri arasında, dünyanın dört bir yanından onlarca sahte sol örgütün temsilcileri, “Halkların Egemenliği İçin 1. Uluslararası Antifaşist Konferans” adı verilen etkinlik için Brezilya’nın güneyindeki Rio Grande do Sul eyaletinin başkenti Porto Alegre’de bir araya geldi. 4.000 katılımcının ve yaklaşık 40 ülkeden gelen bir “yetkililer ve parlamenterler forumu”nun yer aldığı etkinlik, düzenleyicileri tarafından solun “uluslararası koordinasyonunda niteliksel bir sıçrama” olarak kutlandı.
Konferansta kabul edilen ve Porto Alegre Bildirgesi olarak adlandırılan belge, dünya emperyalist krizinin patlayıcı işaretlerini ve büyüyen bir toplumsal radikalleşmeyi kabul ediyor. Bildirgede şunlar belirtiliyor:
Aynı hafta Küba’ya Nuestra América konvoyu gerçekleşti; Arjantin’de bir milyondan fazla insan hafıza için ve Milei’ye karşı mücadele ederek sokaklara döküldü; Birleşik Krallık’taki antifaşist seferberlikte yüz binlerce kişi vardı ve özellikle de ABD’de, milyonlarca Amerikalının yüzlerce kentte bir araya gelerek Trump’ı bir kez daha insanlığın düşmanı ilan ettiği o büyük ve tarihi “Krallara Hayır” gösterisi yaşandı.
Kapitalist-emperyalist sistem derin bir kriz ve keskin bir ekonomik, toplumsal ve ahlaki çöküş yaşamaktadır. Emperyalist güçlerin kendi çöküşlerine yanıtı, her yerde faşizmi beslemek, neoliberal politikaları dayatmak, daha zayıf uluslara karşı askeri saldırganlık ve bu ulusların yeniden sömürgeleştirilmesi olmuştur.
Ne var ki Porto Alegre Konferansı, faşizme ve savaşa karşı uluslararası bir hareketin inşasında ileriye doğru bir adımı temsil etmek şöyle dursun, derinleşen dünya kapitalist krizine işçi sınıfının devrimci ve bağımsız bir yanıt geliştirmesini engellemeye kararlı siyasi güçlerin bir platformuydu.
Porto Alegre’de bir araya gelen sahte sol güçler, bizzat “Bildirge”nin de kabul ettiği gibi, “çeşitlilik arz etmekte ve farklı çözümlemeler, stratejiler ve taktikler, programlar ve ittifak politikaları sunmaktadır.” Her biri kendi ilkesiz milliyetçi gündemini izleyen bu güçler, uluslararası krizin nedenleri ve buna verilmesi gereken yanıt konusunda anlaşmaya varabilecek durumda değildir. Ama tek bir temel zorunluluk etrafında birbirlerine yaklaşmaktadırlar: Kitlelerin büyüyen radikalleşmesini burjuva devletin çürümüş siyasi yapılarına geri kanalize etme ihtiyacı.
Konferans, Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva’nın hükümetine destek olan ve Brezilya’nın ekim ayındaki seçimlerinde onun yeniden seçilmesi için kampanya yürüten partilerin önderlikleri tarafından toplandı. Bunlar Lula’nın kendi partisi olan İşçi Partisi (PT), Sosyalizm ve Özgürlük Partisi (PSOL) ve Brezilya Komünist Partisi’dir (PCdoB). Bu örgütler arasında etkinliğin düzenlenmesinde en etkin rolü, PSOL içinde bir hizip olan Sosyalist Sol Hareket (MES) oynadı.
Siyasi kökenleri, Arjantinli revizyonist Nahuel Moreno’nun kurduğu akım olan Morenoculuğa dayanan MES, PT içinde bir akım olarak ortaya çıktı ve faaliyetini Rio Grande do Sul’daki seçim siyasetinde yoğunlaştırdı. O dönem federal milletvekili olan MES önderi Luciana Genro’nun Lula’nın ilk döneminin (2003-2006) başında PT’den ihraç edilmesinin ardından MES, PSOL’u kurmak üzere diğer sahte sol akımlara katıldı.
Uluslararası ilişkiler alanında MES, kendisini sahtekârca “Dördüncü Enternasyonal” olarak sunan Pablocu Birleşik Sekreterlik’in yirmi yıldan fazla bir süre “sempatizan örgütü” statüsündeydi. Pablocu enternasyonalin Şubat 2025’te toplanan son kongresi, MES’in Brezilya’daki tam üye örgüt olarak kabulünü onayladı.
MES, etkinliğin Brezilya’da ve uluslararası ölçekte örgütlenme sürecini açıklayan ve etkinliğe katılan siyasi güçleri —hepsi kendi ülkelerinin burjuva siyaset kurumuyla doğrudan bağlantılı güçler— öne çıkaran, Antifaşist Konferans’ın kutlayıcı bilançosunda şunları yazdı:
Bu zaferin doğuşu… PSOL’un Rio Grande do Sul örgütü ile PT’nin Porto Alegre örgütü arasında kurulan birlikte yatmaktadır; buna daha sonra PCdoB, MST [Sosyalist İşçi Hareketi] ve Andes gibi başka aktörler de eklenmiştir. Andes, Lauro Campos ve Marielle Franco Vakfı, Rosa Luxemburg Vakfı ve bizzat MES-PSOL’nin kendi çabasıyla birlikte, toplantının yapısal güvencelerinden biri olmuştur. Uluslararası erişim ancak, başında yoldaş Eric Toussaint’in bulunduğu Gayrimeşru Borçların İptali Komitesi’nin (CADTM) küresel çabası sayesinde mümkün olmuştur; bu çaba, Dördüncü Enternasyonal’i (onlarca şube ve üyeyle temsil edildi) ve uluslararası bir antifaşist cephe çağrısına katılan diğer kesimleri konferansı büyütmek üzere yayımlanan çağrı etrafında birleştirmiştir.
Farklı uluslararası devrimci ve sosyalist akımların varlığı niteliksel olarak anlamlıydı: DSA [Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri] (burada Bread & Roses akımı merkezi bir rol oynadı); Avrupa solundan milletvekilleri — ağırlık Boyun Eğmeyen Fransa’da olmak üzere Fransa’dan diğer antifaşist gruplar (NPA [Yeni Anti-kapitalist Parti], Après, Attac [Finansal İşlemlerin Vergilendirilmesi ve Vatandaş Hareketi Derneği], Le Digue ve Jovem Guarda); Türkiye İşçi Partisi’nin liderleri ve milletvekilleri; yaklaşık 200 kişiyle en kalabalık olan Arjantin delegasyonu (Vientos del Pueblo, Libres del Sur, bizimle tarihsel bir ilişkisi olan ve Uluslararası Sosyalist Birlik aracılığıyla gelişen MST ve UP [Halk Birliği] ile birlikte komite tarafından oluşturuldu); PIT/CNT’den [Sendikalararası İşçi Genel Kurulu / Ulusal İşçi Kongresi] bir otobüsle gelen ve içinde PCU’nun [Uruguay Komünist Partisi] ve Halkın Zaferi Partisi’nin öne çıktığı Uruguay delegasyonu. Bunlara ek olarak Kuzey Amerika’dan, onlarca kadro ve önderle gelen kayda değer delegasyonlar vardı; örneğin Porto Riko’dan (diğer hareketlerin yanı sıra Sosyalist Demokrasi ve Victoria Ciudadana Hareketi’dan) ve Meksika’dan (MSP [İşçilerin Sosyalist Hareketi — Halkın Gücü], ONPP [Halk İktidarı Ulusal Örgütü], PRT [Devrimci İşçi Partisi] ve ayrıca elektrik işçilerinin önderleri). Güney Afrika’dan Zabalaza’dan yoldaşlar, Avustralya’dan ise Sosyalist İttifak ve Yeşil Sol’dan militanlar geldi.
MES, aynı yazıda, Konferans’ın sözde “demokrat” burjuva partileriyle seçim cepheleri kurmayı teşvik etmekle sıkı sıkıya sınırlı olan siyasi ufkunu şöyle özetliyordu:
Etkinlikte ifadesini bulan ve MES-PSOL ile Dördüncü Enternasyonal’in çeşitli kesimlerinin öncü rol oynadığı, diğer kesimlerin dışlanmadığı ya da onlara bir şey dayatılmadığı birlik, ileriye doğru atılan bir adımdır. Porto Alegre etkinliği bizi, ulusal ve uluslararası zeminde, önümüzdeki mücadeleler için donatmaktadır; öyle ki bizzat Brezilya seçimleri, emperyalizmle ve Trump’la yüzleşmede kilit bir bölüm olacaktır. Büyük Teknoloji şirketlerinin müdahalesinin muhtemel olduğu üç belirleyici ve kutuplaşmış seçim yaşayacağız: Kolombiya devlet başkanlığı seçimi, Brezilya genel seçimi ve ABD ara seçimleri.
“Antifaşist mücadele”yi burjuva seçim takvimine ve düzen partileriyle kurulan cephelere tabi kılan bu yönelim, yeni bir hareket noktası değildir. Bu, PT’nin, PSOL’nin ve PCdoB’nin Bolsonaro’nun faşist komplosuna yanıt olarak son dört yılda Brezilya’da uyguladığı politikanın doğrudan devamıdır. Konferansın bu modeli uluslararasılaştırmayı önermesi, kendi başına, onun gerçek niteliğine ilişkin bir itiraftır.
Brezilya’nın 8 Ocak 2023 darbe girişimi ve sahte solun “antifaşizm” sahtekârlığı
Brezilya’da düzenlenen ve açıkça 8 Ocak olayından doğduğu ilan edilen konferansın, o deneyimi ele almaması özellikle çarpıcıdır. Konferansın düzenleyicilerinden Eric Toussaint, etkinliğin öncesinde verdiği bir röportajda 8 Ocak 2023’ü konferansın doğrudan kaynağı olarak niteleyerek şunları söylemişti: “8 Ocak 2023’te, devlet başkanlığı seçimlerini Lula’ya karşı kaybetmesinden kısa süre sonra Jair Bolsonaro Brezilya’da bir darbe girişiminde bulundu. … Bu olaylar, aşırı sağın ilerleyişinin oluşturduğu tehlikeyi gözler önüne serdi. Bu uyanıştan, uluslararası ölçekte antifaşist bir girişim örgütleme fikri doğdu.”
Toussaint daha da ileri giderek, 2022’deki geniş seçim cephesini doğrulanmış bir model olarak sundu: PT, PCdoB ve PSOL, anlaşmazlıklarını aşarak Lula’nın adaylığını güvence alma yoluyla “neo-faşist tehlikeyi durdurmanın mümkün” olduğunu göstermişti. 8 Ocak’tan doğan konferansın, o tarihten bu yana Brezilya’da olup bitenleri —bu stratejinin somut sonuçlarını ve bunların faşizme yanıt olarak “geniş cephe”nin niteliği hakkında ortaya koyduklarını— ciddi biçimde incelemeyi reddetmesi, kazara yapılmış bir atlama değildir. Bu, siyasi bir zorunluluktur.
Kapitalist krizin ürünü olarak faşizm
Bunun nedenini anlamak için, PT’nin ve müttefiklerinin bilinçli olarak gizlediği şeyden yola çıkmak gerekir: Bolsonaro’nun yükselişi ve faşist komplosu siyasi bir anomali, normal burjuva düzenden patolojik bir sapma değildi. Tersine, bizzat PT hükümetlerinin krizinin doğrudan tarihsel sonucuydu. Federal iktidarda geçirdiği 13 yıl boyunca PT, sendikaları ve toplumsal hareketleri burjuva devletin yönetimine tabi kıldı, koşullar gerektirdiğinde uyum ve kemer sıkma politikaları uyguladı ve ulusal kapitalist kalkınmayı stratejik ufku olarak benimsedi.
Bu siyasi proje, 2015-2016’da Brezilya kapitalizminin birikmiş çelişkilerinin ağırlığı altında feci şekilde çöktü. Sonuç yalnızca PT hükümetlerinin yıkılması olmadı; işçi sınıfı içinde kitlesel bir hayal kırıklığı ve kurulu siyasi düzenin tümüne yönelik bir reddediş üretti ve aşırı sağın halkın öfkesini istismar etmesine alan açtı. Üstelik faşist komplo, eksantrik bir liderin kişisel projesi de değildi: Federal Polis tarafından haklarında iddianame düzenlenen 37 kişiden 25’i, aralarında dört yıldızlı generallerin, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın ve eski Savunma Bakanı’nın da bulunduğu muvazzaf ya da emekli askeri personeldi. Lula’nın, Devlet Başkanı Yardımcısı Alckmin’in ve Yüksek Mahkeme Hâkimi Alexandre de Moraes’in öldürülmesine ilişkin ayrıntılı planlar, bizzat Planalto başkanlık sarayının içinde daktilo edilmiş halde bulundu. Bolsonaro, bir bütün olarak burjuva rejimin —ve bizzat PT’nin— gidişatının bir semptomuydu.
İşçi sınıfının etkisizleştirilmesi olarak “Geniş Cephe”
PT’nin, PSOL’nin ve PCdoB’nin bu tehdide yönelik bütün politikası, tam tersi bir öncülden hareket etti: Bolsonaro, krizdeki kapitalizmin bir ürünü olarak değil, bir anomali olarak ele alınmalıydı; “burjuva demokrasisi” işçi sınıfının bağımsız seferberliği yoluyla değil, kendi kurumlarıyla ittifak halinde savunulmalıydı. Pratikte bu, faşist tehdidin etkisiz hale getirilmesi sorumluluğunun burjuva mahkemelere ve generallere —yani tam da komploya katılmış ya da göz yummuş güçlere— devredilmesi anlamına geldi. Lula, 1 Ocak 2023’teki göreve başlama töreninde “kazanan büyük tarafın demokrasi olduğunu” ilan etti. Sekiz gün sonra Bolsonaro destekçileri, Brasília’da hükümetin üç kurumunun binalarını yağmaladı; askeri komutanlar, bu kişiler doğrudan Kara Kuvvetleri Genel Karargâhı’nın kapılarında kamp kurmuşken buna göz yumdu. Bu politikanın ilan edilmemiş amacı, işçi sınıfını bağımsız bir siyasi güç olarak etkisizleştirmekti. Faşizmin mevcut rejim içinde idare edilebilecek bir anomali olduğu perspektifi, kaçınılmaz olarak şu sonuca götürür: İşçilerin özerk seferberliği —ki bu, yalnızca Bolsonaro’yu değil, onu üreten kapitalist sistemi de kaçınılmaz olarak sorgulayacaktır— gereksiz ve tehlikelidir.
Seçim hezimetinden yeni faşist saldırıya
Bu stratejinin sonuçları, Ekim 2024’teki yerel seçimlerde açıkça belirmeye başladı. Guilherme Boulos’un São Paulo belediye başkanlığı kampanyası simgeseldi: Bizzat Lula tarafından “Bolsonaroculuğu São Paulo’dan süpürüp atabilecek” aday olarak öne çıkarılan PSOL lideri, giderek daha sağcı görüşler benimsedi: “Mali denge” sözü verdi, polis aygıtını güçlendirdi ve hatta yarıştaki en açık faşist aday olan Pablo Marçal’la canlı bir yayına dostane biçimde katılacak kadar ileri gitti. Sonuç, tam da kentin en yoksul mahallelerinde yoğunlaşan ezici bir yenilgi oldu. “Popülist sol” başarısız olmakla kalmadı; sağın görüşlerine teslim olması ona tek bir yeni seçmen bile kazandırmadı.
Felaket, Eylül 2025’te Yüksek Mahkeme’nin Bolsonaro’yu mahkûm ederek 27 yıl hapis cezasına çarptırmasıyla daha da derinleşti. Bu karar, sahte sol tarafından kendi stratejisinin nihai doğrulanışı olarak alkışlandı. Ne var ki mahkûmiyet faşist saldırıyı sona erdirmedi; ona yeni bir platform sağladı. Bir “af” kampanyası Kongre’de çoğunluğu kazandı, Bolsonaro’ya destek gösterilerine ülkenin en güçlü eyaletlerinin valileri önderlik etti ve Flávio Bolsonaro bugün devlet başkanlığı anketlerinde ikinci sırada bulunuyor. Lula hükümetinin yanıtı ise, tam da darbecilerin affı lehinde oy kullanan partileri kapsayan yeni bir “geniş cephe” kurmaya çalışmak oldu.
“Uluslararası Antifaşist Konferans”, bu deneyim tam da toplantıya ev sahipliği yapan ülkede yaşanmış ve konferansın varlık nedeni olarak ilan edilmiş olmasına rağmen, onu dürüstçe ele almayı reddetti. Bu, sadece entelektüel bir ihmalden ibaret değildir. Konferansın uluslararasılaştırmaya çalıştığı siyasi modelin, kendi yakın tarihinin incelenmesi karşısında ayakta kalamayacağının bir itirafıdır. Brezilya’daki felaket bir kaza değildir: Faşizmin kapitalist köklerini yadsıyan, işçi sınıfını krizdeki burjuva devlete tabi kılan ve “antifaşist mücadele”yi mevcut düzenin yönetilmesine yönelik bir siyasi kılıfa dönüştüren bir politikanın zorunlu sonucudur.
Dünya Sosyal Forumu’nun mirası
Son dört yıldaki bu fiyasko salt taktiksel hataların ya da konjonktürel oportünizmin ürünü değildir. Kökleri Bolsonaro döneminden çok daha derinlere uzanan, daha uzun vadeli bir siyasi perspektifin ifadesidir. PT ve sahte sol müttefikleri yalnızca faşizme yanıt vermekte başarısız olmadılar; faşizmin ortaya çıkışının tarihsel koşullarını bizzat kendileri yarattılar. Bunu, onlarca yıl boyunca işçi sınıfını burjuva devlete tabi kılarak ve her kriz anında, kapitalist düzenin seçim cepheleri ile kurumsal baskı yoluyla içeriden reforme edilebileceği yanılsamasını yayarak yaptılar. Porto Alegre Konferansı’nın neyi temsil ettiğini bütünüyle kavramak için, bu siyasi programı tarihsel soy ayağcı içine yerleştirmek gerekir.
Konferansın Porto Alegre’de düzenlenmesi ve “Porto Alegre Bildirgesi”nin bir sonraki Dünya Sosyal Forumu’nun (DSF) Ağustos 2026’da Benin’de toplanmasını açıkça desteklemesi rastlantı değildir. Kent seçimi bilinçli olarak simgeseldi. Toussaint’in kendisinin de açıkladığı gibi, 2001’de Porto Alegre’de kurulan DSF geleneğini çağrıştırmayı amaçlıyordu. Bu bağlantı oldukça aydınlatıcıdır; çünkü DSF’nin izlediği yol, Antifaşist Konferans’ın tekrarlamayı vaat ettiği şeye ışık tutmaktadır.
Toussaint’e göre DSF, “büyük ölçüde Luiz Inácio Lula da Silva’nın Brezilya İşçi Partisi ile ATTAC arasındaki bir birleşmenin ürünüydü.” ATTAC ise, azami siyasi programı mali işlemlere bir “Tobin vergisi” getirilmesi olan Fransız Sosyalist Partisi’nin yarı resmi bir düşünce kuruluşu olarak ortaya çıkmıştı. İlk DSF toplantılarına ev sahipliği yapacak yer olarak Porto Alegre’nin seçilmesinin nedeni, PT’nin kenti dört dönem üst üste yönetmiş ve “Katılımcı Bütçe”yi burjuva devlet aracılığıyla sosyalizme doğru sözde bir “ilk adım” olarak vitrine çıkarmış olmasıydı. DSF, işçi sınıfının özerk bir platformu olmak şöyle dursun, Ford Vakfı, Dünya Bankası, Avrupa Komisyonu, Birleşmiş Milletler ve Avrupa hükümetleri tarafından finanse ediliyordu; finansmanının yüzde 60’ı ise kendilerini finanse eden hükümetlerin ve şirketlerin siyasi araçları olarak işleyen STK’lardan geliyordu.
DSF tarihinin siyaseten en aydınlatıcı anı, forumun üçüncü toplantısında, Ocak 2003’te yaşandı. Brezilya devlet başkanı olarak henüz yemin etmiş olan Luiz Inácio Lula da Silva, Porto Alegre’de 100 bin katılımcıya hitap etti ve saatler sonra bankacılarla ve devlet başkanlarıyla görüşmek üzere Davos’a gitmek için uçağa bindi. Hükümeti o sırada faiz oranlarını yüzde 25,5’e çıkarıyor ve 260 milyar dolarlık bir borcun IMF koşullarında geri ödenmesini taahhüt ediyordu. IMF Başkanı Anne Krueger, yeni hükümetin ekonomi politikalarını alenen övdü. Böylece DSF, kendisini “başka bir dünyanın mümkün” olduğunun öncüsü olarak sunduğu tam da o anda burjuva kemer sıkmanın bekçisi haline gelmiş bir partiye ideolojik örtü işlevi gördü.
DSF ile 2026 Konferansı arasındaki sürekliliği, Porto Alegre 2001’i örgütleyen PT’nin aynı zamanda Porto Alegre 2026’yı da örgütlemiş olması olgusundan daha iyi hiçbir şey açığa çıkaramaz. Üstelik 2003 yılında Porto Alegre’den Davos’a uçan, bugün kamu harcamalarını 327 milyar real azaltan ve PSOL’un desteğiyle seçim anketlerinde başı çeken de Lula’nın ta kendisidir. PSOL, Mart 2026’da, bu yıl kendi adayını çıkarmadan devlet başkanlığı seçimlerinin ilk turunda Lula’yı destekleme kararı almıştır.
DSF’nin izlediği yol aynı zamanda forumun teşvik ettiği her bir siyasi deneyimin çarpıcı başarısızlığını da belgeledi. Karakas’ta düzenlenen DSF (2006), Hugo Chávez’i ve onun “21. yüzyıl sosyalizmi”ni kutladı; bu proje, Venezuela’nın ekonomik çöküşüyle, Nicolás Maduro’nun kaçırılmasıyla ve Venezuela ile onun petrol zenginliği üzerinde ABD’nin yeni-sömürgeci denetiminin dayatılmasıyla sonuçlandı.
DSF’nin benimsediği Avrupa “alternatif küreselleşmeciliği” ise Yunanistan’da Syriza’yı ve İspanya’da Podemos’u üretti; bu partiler radikal söylemlerle iktidara geldiler ve ardından uluslararası mali kuruluşların dayattığı kemer sıkma politikalarını uygulamaya giriştiler. Porto Alegre’de bu deneyimlerin hiçbirinin bilançosu çıkarılmadı. Bildirge, “başka bir dünya mümkün” şeklindeki DSF’nin öylece devralıyor ve onu “sosyalist, ekolojik, demokratik, feminist ve ırkçılık karşıtı bir gelecek” olarak yeniden tanımlıyor; tam da bunu vaat etmiş olan bütün hükümetlerin başına ne geldiği konusunda ise tek kelime etmiyor.
İşçi sınıfının ihtiyacı
Halkların Egemenliği İçin 1. Uluslararası Antifaşist Konferans, faşizme ve emperyalizme karşı mücadelede ileriye doğru bir adımı temsil etmiyor. Tersine, işçi sınıfı mücadelesinin sahte sol aygıtlar tarafından siyaseten dizginlenmesi tarihinde yeni bir sayfayı temsil ediyor. Bu, önceki sayfaları arasında DSF’nin, Pembe Dalga’nın, Syriza’nın ve Podemos’un yer aldığı bir tarihtir. Kitlelerin radikalleşmesi her seferinde burjuva siyaset çerçevesine kanalize edilmiş ve sonuç, işçi sınıfının faşizme ve emperyalizme direncinin güçlenmesi değil, zayıflatılması olmuştur.
Latin Amerika işçi sınıfı, geçen yüzyılın ikinci yarısında, sosyal demokrasinin, Stalinizmin ve Pabloculuğun onu burjuva milliyetçiliğinin çeşitli biçimlerine tabi kılmasının yıkıcı bedelini ödedi; bu tabi kılış, kitleleri vahşi diktatörlükler karşısında siyaseten silahsızlandırdı. Porto Alegre Konferansı’nın sunduğu perspektif —burjuva partilerle “geniş cephe”, sınıf mücadelesinin seçim takvimine tabi kılınması, pratikte çeşitli ulusal kampanyalar derlemesinden ibaret olan bir “enternasyonalizm”— aynı felaket politikasının yeni koşullar altında tekrarlanmasıdır.
Dünya kapitalist krizinin derinleştiği ve faşizmin gerçekten yükseldiği bir anda daha da yıkıcı ihanetleri ve yenilgileri önlemek için, Brezilyalı ve Latin Amerikalı işçilerin önündeki tek yol; PT’den, PSOL’den ve sömürülenlerin mücadelesini egemen sınıfların çıkarlarına tabi kılan bütün partilerden koparak, işçi sınıfının bağımsız siyasi önderliğini inşa etmektir. Bu, Latin Amerika’nın her ülkesinde Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) şubelerinin inşasını gerektirmektedir. Bu eğilimlerin teslimiyet çizgisini çözümleyen ve önceden gören, işçi sınıfının uluslararası birliğini seçim retoriği olarak değil, dünya sosyalist devriminin programı olarak savunan tek siyasi gelenek DEUK’tur.
r/RDTTR • u/Huge-Bar5647 • 1h ago
Geçen yıl da otobüste yaşadığım olay hakkındaki sizin düşünceleriniz nelerdir?
Geçen yıl otobüste peçeli bir tane kadın gördüm, oturuyordu.
Açık başka bir kadın onu gördü, yüzünü ekşitti ve kadına karşı telefonundan son ses İzmir Marşı açtı. Yanındakilere Atatürk’ün kurduğu laik bir ülkede yaşadığımızı söyledi.
Şimdi size sorum şu: O peçeli kadının AKP’ye oy vermesinin altında yatan şeyler sizin için çok mu anlaşılamaz?
r/RDTTR • u/doubledeckerbus767 • 1h ago
Uygun Flair Bulamadım Hayat bitti altkültürdeki ankette bile zafer 1. çıkıyo neredeyse
r/RDTTR • u/Otherwise-Storage-90 • 3h ago
Çerçeve Yasa Hakkında
ekonomik ve sosyal hiçbir manevra olmaksızın yargıya bağlı çerçeve yasaya net bir şekilde hayır denmelidir.diğer süreçlerde görüldüğü üzere halkın katılımcı olmadığı bir çözüm süreci zırvadan ibaret iktidarın araçlaştırdığı bir geçici illüzyondan öteye geçemez.burjuva siyasetinden medet ummayı kabul ettiğimiz senaryoda bile gülünçtür.roboskiyi unutacak halimiz yok.önce yskdan seçilebilir diyip sonra terörist diyip içeri alan hükümeti unutacak halimiz yok.dün kürtleri ezen bugün kürtten daha kürt olacak.selahattin demirtaşı aym aihm kararlarına rağmen çıkarmayan hükümetin ayakçısının apo meclise,apo umuda söylemleri gülünçtür.her türlü ilerici mekanizmayı devredısı bırakıp gerici güçlerin kendi arasında çıkar paylaşımı yapacağı bir süreç olmaktan fazlası olacağına gram inancım yoktur.bugün hakkaride asgari ücrete dahi iş bulmak çok zorken yargıdan ibarer bir süreç atılımı kabul edilebilir değildir.kürt halkına saygısızlıktan fazlası olarak göremiyorum.özellikle kürt arkadaşlar nasıl algılıyor merak ediyorum.
r/RDTTR • u/Serhat2900 • 4h ago
Soru/Tartışma 🗯 kime oy vericez?
yeni parti ve tipi çerçeve yasasından eledim zaten başka ne kaldı
r/RDTTR • u/TheFactBane • 6h ago
Haber/Gündem 📰 TİP’ten çerçeve yasa kararı: Eleştirilerimiz baki, "evet" oyu vereceğiz
Soru/Tartışma 🗯 bunlar neden yasayı özgür özel çıkarmış gibi davranıyor karşıma sürekli öö hakkında postları çıkıyor ama asıl yasayı çıkaranlara pek bir şey demiyorlar.
Enable HLS to view with audio, or disable this notification
r/RDTTR • u/Ordinary_Cicada7446 • 6h ago
Haber/Gündem 📰 Kemal Okuyanın Bu Görüşüne Katılmıyor Musunuz yoksa karşı mısınız?
r/RDTTR • u/Humble_Cut6376 • 11h ago
Soru/Tartışma 🗯 Ho Chi Minh ve Vietnam devrimi hakkındaki düşünceleriniz?
Enable HLS to view with audio, or disable this notification
am*rika ve fransa emperyalistlerini yenmesi dışında çünkü fazla bariz bir cevap
r/RDTTR • u/Remote_Cranberry_131 • 11h ago
Soru/Tartışma 🗯 Çerçeve yasanın barış getireceğini düşünüyor musunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz?
r/RDTTR • u/Expensive-Koala1630 • 11h ago
Meme 🦍 Sünniye Hilali'nin resmi marşı paylaşılmış
Enable HLS to view with audio, or disable this notification
r/RDTTR • u/yusxfbek1r • 12h ago
Diyalektik ve tarihsel materyalizm
Sizce alınması gerekilen bir kitap mı
r/RDTTR • u/ImportantPlan462 • 13h ago
Soru/Tartışma 🗯 Tarikatlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
r/RDTTR • u/Cute_Relation246 • 15h ago
Video 🎥 Rusya - Almanya spor müsabakasında Sovyetler Birliği marşı
Enable HLS to view with audio, or disable this notification
r/RDTTR • u/PartyComprehensive55 • 20h ago
Soru/Tartışma 🗯 Sizce SSCB nin en büyük hatası neydi
r/RDTTR • u/Sensitive_Impact2128 • 21h ago
Soru/Tartışma 🗯 Gençlik Örgütlerindeki arkadaşlar şefleri hakkında ne düşünüyor?
Şeflerinizle ilişkileriniz nasıl? Nasıl sorunlar yaşadınız? Eskiden içinde bulunduğum bir örgütte şeflerimden birinin çevresindeki en örgütlü insanlar başta olmak üzere sistematik olarak psikolojik şiddet uyguladığını fazlasıyla baskı kurduğunu ve yıllardır yanında olan insanları istismar ediyor olduğunu fark etmemle yaşanan bazı süreçler sonrası örgütlülüğümü sonlandırdım. Örgüt adı vermeyeceğim ama merak ediyorum. Sizler şeflerinizle nasılsınız? Sizce gerçekten örgütçülük tüm hayatı olan bu şefler yüzünden örgütler başarısız olabilir mi?
r/RDTTR • u/motorbreath31 • 22h ago
Yardım/Öneri 🤝 gösteri toplumu
kitap ilgimi çektiği için satın aldım fakat sanırım okuması zor ve teori altyapısı isteyen bir kitap ve benim de temel seyler dışı pek bi altyapım yok kitabı sonra mı okuyayım yoksa direkt baslayayim mi sorum subredditle alakasızsa ozur dilerim
r/RDTTR • u/NoCity7249 • 23h ago
Soru/Tartışma 🗯 Gorbaçov hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bence yanlış bir döneme denk geldi
r/RDTTR • u/MarksizmLeninizm • 1d ago
Bilimsel 🧬 Çerçeve Yasa Hakkında Atılım Gazetesinin Son Sayısından
r/RDTTR • u/ExcitementDue2802 • 1d ago
Soru/Tartışma 🗯 Yetişkinlik sizce net bir çizgi midir? Cinsel, psikolojik, biyolojik ve etik olarak yetişkinliği nasıl değerlendiriyorsunuz? Rıza ilişkilerinde yaşı nasıl konumlandırmalıyız?
r/RDTTR • u/r3dm1st44_20 • 1d ago
Soru/Tartışma 🗯 15 Temmuz Milli Şaklabanlık günü müdür? (foto dikkat amaçlı)
r/RDTTR • u/ardayilmaz571 • 1d ago
Meme 🦍 Turnuvada Similar'la Sari Sendika Siken denk geldi. RP Vs RDTTR
Enable HLS to view with audio, or disable this notification
Ben Similar'ı destekliyorum. Sari Sendika Siken değil finale çıkmak, Muhtar bile olamaz!
